🦑 Necip Fazıl Kısakürek Hayatı Sunum
Masal. 3 Tem 2012. #1. Necip Fazıl Kısakürek Biyografisi. Necip Fazıl Kısakürek Hayatı Hakkında Bilgi. 1904 yılında İstanbulda doğdu. Çeşitli okullarda, bu arada Amerikan Koleji'nde okudu. Orta öğrenimini Bahriye Mektebi'nde yaptı (1922). Bu askeri okulda, din derslerini, Aksekili Ahmed Hamdi, tarih derslerini Yahya Kemal'den
Necip Fazıl Kısakürek Kısaca Hayatı. Türk şair, romancı, oyun yazarı ve İslamcı ideolog olan Necip Fazıl, 26 Mayıs 1904’de İstanbul’da doğmuş, 25 Mayıs 1983 tarihinde İstanbul’daki evinde hayatını kaybetmiştir. Cenazesi, Eyüp Sultan Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir. Doğum tarihi: 26 Mayıs 1904, İstanbul
Hayatı boyunca birçok esere imza atan Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983 tarihinde 78 yaşındayken İstanbul'da hayatını kaybetti. 2 necip fazıl kısakürek
NecipFazıl, 9 Haziran 1904’te İstanbul’da dünyaya geldi. Şair, doğum tarihini “26 Mayıs 1320/1904 Rebiülevvel 1323” olarak verir (Kısakürek 1978: k14). Bazı araştırmacılar bu tarihin Milâdi karşılığının 1905 olduğu kabul ederler (Okay 1987: 1).
26/05/2016 Şiir. Necip Fazıl Kısakürek (26 Mayıs 1904 – 25 Mayıs 1983), Türk Edebiyatı’nın en önemli şairlerindendir. Necip Fazıl Kısakürek’in önemli şiirlerine ve hayatına göz atalım. Edebiyat dünyasına 1923 yılında Yeni Mecmua’da yayımlanan şiirleriyle adım atan, Kaldırımlar şiiriyle büyük ün kazanan
Necip Fazıl Kısakürek Hayatı. Necip Fazıl Kısakürek şairliğe on iki yaşındayken başlamıştır. Annesinin “oğlum şair ol” arzusuyla ilk adımını atan ve ilk şiirini yayımlayan Necip Fazıl, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı şiirinde gerek düşünce dünyası ve gerekse şiir anlayışı bakımından tek başına bir ekoldür.
NecipFazıl’ın İş Hayatı. 1929 yılında Ankara’da bulunmuş ve burada “Umum Muhasebe Şefi” vasfıyla İş Bankasında çalışmıştır. Ankara’da aydınlar ile birlikte olma fırsatını yakalamıştır ve çalıştığı kurumda müfettişliğe kadar yükselmiştir. 1931 yılından itibaren iki yıl süreyle askerlik
NECİP FAZIL KISAKÜREK. Hüdavendigar ONUR. Şair ve yazar.Büyük İslam Alimi Seyyid Abdülhakim Arvasi’nin talebelerindendir. 26 Mayıs 1904 yılında İstanbul Çemberlitaş’ta bir konakta dünyaya geldi.Dedesi Cinayet Mahkemesi İstinaf Reisi Maraşlı Kısakürekzade M.Hilimi Efendi,babası Abdülbaki Fazıl Bey, Annesi Mediha Hanımdır.
Necip Fazıl Kısakürek (1905 - 1983) İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu
Dhg39oK. Necip Fazıl Kısakürek, Türk Edebiyatı’nın Muhafazakarlar’ından, şair, hikaye ve piyes yazarı, gazeteci, düşünür. 26 Mayıs 1905te dünyaya geldi. Çocukluğunu, mahkeme reisliğinden emekli büyük babasının, İstanbul Çemberlitaştaki konağında geçiren ve kayıtlı bir secereyle, Alâüddevle devrinin Şeyhülislam Mevlâna Bektûta dayanan ve Dulkadiroğulları’na bağlı “Kısakürekler” soyunun mensubu olan Kısakürek, okuyup yazmayı henüz 5 – 6 yaşlarındayken dedesi, Mehmet Hilmi Efendiden öğrendi ve 1916 senesine kadar, Büyükderede Emin Efendi isimli, sarıklı bir hocanın işlettiği mahalle mektebinden başlayarak çeşitli okullara devam etti. İlk ve orta öğrenimini, Fransız Papaz ve Kumkapıdaki Amerikan Koleji’nde tamamlamasının ardından, Serasker Rıza Paşa Yalısı’ndaki, Askeri Deniz Lisesinde eğitimini tamamladı. Şiir yazmaya, on yedi yaşındayken, annesinin arzusuyla başlayan ve ilk şiirleri, 1922 senesinde, Ziya Gökalpin kurduğu ve Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı, Yeni Mecmuada, yayınlanan Kısakürek, Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle adını duyurdu. Lisedeki hocaları arasında, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi, İbrahim Aşkı gibi dönemin ünlü isimleri yer alan, Kısakürek, 1924’te, İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten sonra 20 yaşında, Maarif Vekaletinin Avrupa’ya okumaya gönderilecek, ilk talebe grubu için açtığı sınavda gösterği başarıyla gönderilmeye hak kazandığı Fransada, Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nü bitirdi. 1925’te basılan ilk kitabı Örümcek Ağı ve 1928’de yayınlanan Kaldırımlar gibi eserleriyle, kendini çok genç yaşta, çağdaş şairlerin önüne çıkararak, edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. Pariste geçirdiği dönemin ardından, Osmanlı Bankasının Ceyhan, İstanbul ve Giresun şubelerinde çalıştı. 5 Ağustos 1929’da Ankaraya giden ve 9 yıl boyunca, İş Bankası’nda müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalışan Kısakürek, döndükten sonra, 1939 – 1943 seneleri arasında, bir Fransız okulu, Robert Kolej, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi okullarda öğretmen olarak görev aldı. Şiirleri Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitaplarında okutulan Kısakürek’in, askerliği bittikten sonra Ankara’ya dönmesinin ardından, 1932 senesinde, henüz otuz yaşına basmamışken yayımlanan ve kendisini şöhrete taşıyan, üçüncü şiir kitabı, Ben ve Ötesi, başarısının devamının geleceğinin sinyallerini vermekteydi. Şöhret basamaklarını hızla tırmanırken, felsefi arayışlarını sürdüren Kısakürek için, 1934 yılı bir dönüm noktası niteliğini taşıdı. Bohem hayatını en yoğun yaşadığı dönemde, Kısakürek’in, Beyoğlu Ağa Camiinde vaiz olan, Abdülhakim Arvasi ile tanışması, neredeyse bütün tiyatro eserlerinde karşımıza çıkan, üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu dönemin temelini oluşturdu. Büyük ilgi gören, Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri arasında, Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun hatırı sayılır oyunlarındandır. Necip Fazıl’ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar, çıka dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadele de yazarı Türk Edebiyatı’nın önemli isimleri arasına sokmuştur. 1936’da yayımlanmaya başlanan 17 sayılık, haftalık Ağaç Dergisi, dönemin ünlü edebiyatçılarının birleştiği bir okul haline geldi. Büyük Doğu Dergisinde çıkan yazılarıyla, İsmet Paşa ve tek parti döneminde, Cumhuriyet Halk Partisi’nin yönetimine karşı sürdürdüğü muhalefet sonucunda, hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istenen Kısakürek, 163. maddeye aykırı bulunan yazıları ve zaman zaman çeşitli gerekçelerle, birkaç yılda bir hapis cezası almasının ardından yayımladığı, Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anılarına yer verdi. Sık sık kapatılan ve toplatılan Büyük Doğu’nun çıkmadığı dönemlerde, günlük fıkra ve çeşitli yazıları Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman Gazeteleri’nde yayımlanan ve Büyük Doğu’da çıkan yazılarında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi imzalar altında yazılaryazan Kısakürek’in, 1962 yılından itibaren, Anadolu’nun çeşitli şehirlerinde verdiği konferanslar da dikkat çekti ve büyük ilgi gördü. 1980de, Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü’nü ve Türk Edebiyatı Vakfı tarafından verilen beratla Sultan-üş Şuara ünvanını kazanan Kısakürek, 1981’de İman ve İslam Atlası adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanının sahibi olurken, 1982’de de, Türkiye Yazarlar Birliği tarafından verilen, Üstün Hizmet Ödülünü kazandı. 25 Mayıs 1983 tarihinde, İstanbul’da hayata veda eden Necip Fazıl Kısakürek, Eyüp’te toprağa verildi.
Necip Fazıl Kısakürek Hayatı Şair ve yazar Necip Fazıl KISAKÜREK, 26 Mayıs 1905’te İstanbul’da doğdu. Çocukluğu, büyük babasının İstanbul Çemberlitaş’taki konağında geçti. İlk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız Kolejleri ile Bahriye Mektebi’nde Askeri Deniz Lisesi tamamladı. Lisedeki hocaları arasında Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Akseki, İbrahim Aski gibi isimler vardı. Necip Fazıl Kısakürek hocalarından en çok İbrahim Aski’nin etkisinde kalmıştır. Tasavvufla ilk tanışması da hocası İbrahim Aski’nin verdiği kitaplarla olmuştur. Necip Fazıl Kısakürek, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’nü bitirdikten 1924 sonra, Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile gönderildiği Fransa’da, Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümü’nde okudu. Tükiye’ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdüü olarak çalıştı. Robert Koleji, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nde ders verdi1939-43. Sonraki yıllarında edebiyata yönelerek fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı. Necip Fazıl Kısakürek, annesinin arzusuyla şair olmak istedi bunu düşündüğünde henüz 12 yaşındaydı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua’da yayımlandı. Milli Mecmua, Anadolu, Varlık ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirmeyi başardı. Daha sonra Paris’e gitti ve dönüşünde yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitaplarıyla edebiyat dünyasında patlama yaptı. Necip Fazıl Kısakürek bu eserleriyle genç yaşta şöhreti yakalayarak, çağdaşı şairlerin önüne çıkmayı başardı. Edebiyat çevrelerinde hayranlık aynı zamanda heyecan uyandırdı. 1932’de Ben ve Ötesi adlı şiir kitabını çıkardığında henüz otuz yaşına basmamıştı. Necip Fazıl Kısakürek için 1934 yılı hayatının dönüm noktası oldu. Çünkü hayat felsefesinin değişmesine neden olan ve Beyoğlu Ağa Camii’nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile bu dönemde tanıştı. Ve bu kişiden bir daha kopmadı. Necip Fazıl Kısakürek in, üstün bir ahlak felsefesini savunduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak. Necip Fazıl Kısakürek aralıklarla gidip uzun süelerle kaldığı Ankara’ya üçüncü gidişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936’da haftalık Ağaç dergisini çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Sekip Tunçun da bulunduğu Ağaç dergisi, yeni kapanan Yakup Kadri’nin Kadro dergisi yazarları Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Hüsrev gibi yazarların savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düsüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemiştir. Ankara’da altı sayı çıkan Ağaç dergisi daha sonra İstanbul’a nakledilmiş ancak fazla okur bulamadığından haftalık Ağaç dergisi 17’nci sayıda kapanmıştır. Necip Fazıl Kısakürek, 1943 yılında dinsel ve siyasal kimliği ön plana çıkan Büyük Doğu adlı dergiyi çıkardı. 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkarılan Büyük Doğu’da iktidarlara cephe alan Necip Fazıl Kısakürek, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelik oldu, hapse girdi ve dergi birçok kez kapatıldı. Sultan Abdülhamit taraftarı olan Necip Fazıl Kısakürek giderek İslamcı kesimin önderlerinden biri oldu. Ağaç dergisinde olduğu gibi, Büyük Doğunun ilk sayılarında da yazar kadrosu hayli kozmopolittir. Bedri Rahmi, Sait Faik gibi yazarların imzası dergi sayfalarında görülmektedir. Ancak, Büyük Doğu, dinsel bir kavga organı durumuna gelince bu yazarların bir kısmı ayrılmıştır. Necip Fazıl Kısakürek 1947 yılında Büyük Doğu toplatılınca Kasım-Aralık ayları arasında üç sayı devam eden Borazan adlı siyasal mizah dergisini çıkarmıştır. Sık sık kapatılan veya toplatılan Büyük Doğu’nun çıkmadığı dönemlerde günlük fıkra ve çesitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babialide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gibi gazetelerde yayımlayan Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu’da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Müid, Ahmet Abdülbaki gibi takma isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde konferanslar verdi. Necip Fazıl Kısakürek, Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında Piyes Yarışması Birincilik Ödülü’nü almış, doğumunun 75. yıldönümünde Kültü Bakanlığı’nca “Büyük Kültü Armağanı” ödülünü 1980 ve Tük Edebiyatı Vakfı’nca “Tükçenin Yaşayan En Büyük Şairi” ünvanını almıştır. Necip Fazıl Kısakürek yazılarını yazmaya devam ederken uzun süren bir hastalık dönemi geçirdi ve sonra 25 Mayıs 1983’te Erenköy’deki evinde öldü. Fatih’te düzenlenen cenaze merasiminden sonra Eyüp sırtlarındaki Piyer Loti’deki kabristana defnedildi. Örümcek Ağı 1925 Kaldırımlar 1928 Ben ve Ötesi 1932 Birkaç Hikaye Birkaç Tahlil 1933 Tohum 1935 Bir Adam Yaratmak 1938 Künye 1938 Sabır Taşı 1940 Namık Kemâl 1940 Çerçeve 1940 Para 1942 Vatan Şairi Nâmık Kemâl 1944 Müdafaa 1946 Halkadan Pırıltılar Veliler Ordusundan 1948 Nam 1949 Çöle İnen Nur İzinsiz Baskı 1950 101 Hadis Büyük Doğu’nun 1951’de verdiği ek 1951 Maskenizi Yırtıyorum 1953 Sonsuzluk Kervanı 1955 Cinnet Mustatili Yılanlı Kuyudan 1955 Mektubat’tan Seçmeler 1956 At’a Senfoni 1958 Büyük Doğu’ya DOĞRU İdeolocya Örgüsü 1959 Altun Halka Silsile 1960 O ki O Yüzden Varız Çöle İnen Nur 1961 Çile 1962 Her Cephesiyle Komünizm 1962 Türkiye’de Komünizm ve Köy Enstitüleri 1962 Ahşap Konak Büyük Doğu’nun 1964’te verdiği ek 1964 Reis Bey 1964 Siyah Pelerinli Adam Büyük Doğu’nun 1964’te verdiği ek1964 Hazret 1964 İman ve Aksiyon 1964 Ruh Burkuntularından Hikayeler 1965 Büyük Kapı O ve Ben 1965 Ulu Hakan II. Abdülhamid Han 1965 Bir Pırıltı Binbir Işık 1965 Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar I 1966 Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar II 1966 Büyük Kapı’ya ek Başbuğ Velilerden 1966 İki Hitabe Ayasofya / Mehmetçik 1966 El Mevahibü’l Ledüniyye 1967 Vahidüddin 1968 İdeolocya Örgüsü 1968 Türkiye’nin Manzarası 1968 Tanrı Kulundan Dinlediklerim I 1968 Tanrı Kulundan Dinlediklerim II 1968 Peygamber Halkası 1968 1001 Çerçeve 1 1968 1001 Çerçeve 2 1968 1001 Çerçeve 3 1968 1001 Çerçeve 4 1968 1001 Çerçeve 5 1968 PiyeslerimUlu Hakan/Yunus Emre/S. P. Adam 1969 Müdafaalarım 1969 Son Devrin Din Mazlumları 1969 Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık 1969 Şiirlerim 1969 Benim Gözümde Menderes 1970 Yeniçeri 1970 Kanlı Sarık 1970 Hikayelerim 1970 Nur Harmanı 1970 Reşahat 1971 Senaryo Romanları 1972 Moskof 1973 Hazret 1973 Esselâm 1973 Hac 1973 Çile Nihaî Tertib 1974 Rabıta 1974 Başbuğ Velilerden 33 Altun Silsile 1974 O ve Ben 1974 Bâbıâli 1975 Hitabeler 1975 Mukaddes Emanet 1976 İhtilal 1976 Sahte Kahramanlar 1976 Veliler Ordusundan 333 Halkadan Pırıltılar 1976 Rapor 1 1976 Rapor 2 1976 Yolumuz, Halimiz, Çaremiz 1977 Rapor 3 1977 İbrahim Ethem 1978 DOĞRU Yolun Sapık Kolları 1978 Rapor 4 1979 Rapor 5 1979 Rapor 6 1979 Aynadaki Yalan 1980 Rapor 7 1980 Rapor 8 1980 Rapor 9 1980 Rapor 10 1980 Rapor 11 1980 Rapor 12 1980 Rapor 13 1980 İman ve İslâm Atlası 1981 Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu 1982 Tasavvuf Bahçeleri 1983 Kafa Kâğıdı 1984 Hesaplaşma 1985 Dünya Bir İnkılâp Bekliyor 1985 Mümin 1986 Öfke Ve Hiciv 1988 Çerçeve 2 1990 Konuşmalar 1990 Başmakalelerim 1 1990 Çerçeve 3 1991 Hücum Ve Polemik 1992 Başmakalelerim 2 1995 Başmakalelerim 3 1995 Çerçeve 4 1996 Edebiyat Mahkemeleri 1997 Çerçeve 5 1998 Hâdiselerin Muhasebesi 1 1999 Püf Noktası 2000 Hâdiselerin Muhasebesi 1 1999 Püf Noktası 2000 Necip Fazıl Kısakürek “Şair Olacağım” Kaynak Yeni Şafak Gazetesi Şair olacağım’ Batı kültürünün içinden yetişti. Saf şiir, sanat, edebiyat ve tefekkür yolundan geçti. 14. İslam asrında, İslam’ın asırlar sonra topyekun muhasebesini yerine getirdi… Büyük fikir adamı ve “Şairler Sultanı” Necip Fazıl Kısaküreki ölümünün rahmetle anıyoruz… Eserleri, fikirleri, şiiri ve hayatıyla Tük düşünce ve sanatına damgasını vuran, ama hep “ağrıyan akıl dişi” ile yeryüzünde gezen ve azaplı bir ruhun çırpınışı içinde süekli “hakikat”i arayan büyük şair ve fikir adamı.. Üstad Necip Fazıl Kısakürek, geçen yüzyılın başında 26 Mayıs 1904’te yine kendi ifadesiyle “Çemberlitaş’tan Sultanahmet’e doğru inen sokaklardan birinde, kocaman bir konakta” doğdu. Büyükbabası, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinaf Reisliği’nden emekli, İkinci Abdülhamid Han’a Ermeniler’ce girişilen suikastin tarihi muhakemesini yapan ve Mecelle’yi kaleme alan heyet içinde imzası bulunduğu için, 6 Ekim 1902’de “Legion d’honneur” nişaniyle ödüllendirilen vakar ve ciddiyet timsali Mehmet Hilmi Efendi’dir. Necip Fazıl Kısakürek, ilk dini telkin ve terbiyesini yine tek oğlunun tek oğlu olarak Mehmet Hilmi Efendi’den alır. Birçok şiirinin ana imajını ve ruhi kaynağını teşkil eden “yakıcı bir hayal kuvveti, marazi bir hassasiyet, dehşetli bir korku” şeklinde özetlediği ve hastalıktan hastalığa geçtiği ilk çocukluk yıllarını, çocukluk hatıralarının kaynaştığı bir “tütsü çanağı” olan, büyükbabasına ait Çemberlitaş’taki konakta geçirir. İlk öğretiminden sonra, Fransız Mektebi, Amerikan Koleji gibi okullara devam eder. Kızkardeşi Selma ile büyükbabasının ölümü, çocukluk günlerine ait asla unutamayacağı iki hadisedir. 1915 yılında annesinin hastalığı yüzünden Heybeliada’ya taşınırlar. Hastane günlerini ve şair olmaya karar verdiği hastane odasını Üstad, Çile’nin önsözünde şöyle anlatır “Bahanesi tuhaf” şairlik “Şairliğim 12 yaşımda başladı. Bahanesi tuhaftır. Annem hastanedeydi. Ziyaretine gitmiştim.. Beyaz yatak örtüsünde, siyah kaplı, küçük ve eski bir defter.. Bitişikte yatan veremli genç kızın şiirleri varmış defterde… Haberi veren annem, bir an gözlerimin içini tarayıp - Senin dedi, şair olmanı ne kadar isterdim!’ Annemin bu dileği bana, içimde besleyip de 12 yaşıma kadar farkında olmadığım bir şey gibi göründü. Varlık hikmetimin ta kendisi… Gözlerim, hastane odasının penceresinde, savrulan kar ve uluyan rüzgara karşı, içimden kararımı verdim; - Şair olacağım!’ Ve oldum. O gün bugün, şairliği küçük ve adi hissiliklerin üstünde gören, onu idrakin en ileri merhalesi sayan ben, bu küçük ve adi bahaneyi hiç unutmadım” Bahriye Okulu’dan Felsefe’ye Necip Fazil, önce Bahriye Mektebi’ne kaydolur. Öğrenim gördüğü okul o yıl bir yıl daha uzatılınca okulunu terkederek Dar’ul Fünun’un Felsefe Bölümü’ne girer. Bu arada yazdığı şiirlerin bir bölümünü Yakup Kadri’ye götüü. Bir süe sonra da devrin önemli edebiyat adamlarının yazılarının çıkardığı “Yeni Mecmua”da şiirleri çıkmaya başlar. 1 Temmuz 1923 yılında, “Kitabe” adlı şiirini yayımlayan Necip Fazıl Kısaküreke ilk övgü, Ahmet Haşimden gelir. “Çocuk bu sesi nerden buldun sen?” diye Necip Fazıl Kısakürek’e hitap eden Haşim, yakın gelecekte onun Tükiye’nin yetiştirdiği en ünlü şairlerden biri olacağını öngörü adeta. İlk yolculuk Paris’e 1924 yılında Avrupa’ya talebe göndermek için açılan imtihana giren Necip Fazıl Kısakürek, yurt dışına gider. Cumhuriyet devletinin yurt dışına gönderdiği bu ilk öğrenciler bir vapurla Marsilya’ya ve oradan Paris’e geçerler. Sorbon Üniveritesitesi’ne kaydolan Necip Fazıl Kısakürek, bir yıl kaldığı Paris’te bohem bir hayatın içine düşer. Sorbon’da, profesörlerin dikkatini çeker ama, okula devamsızdır. Bir süre sonra, hükümetin verdiği burs kesilir ve İstanbul’a dönmek zorunda kalır. Bir vapurun üçüncü mevkisinde gerçekleşen dönüşü Necip Fazıl Kısakürek hiçbir zaman unutamaz. Ruhundaki fırtınalar, varlık ile yokluk arasında yaşadığı soyut acılar, o dönemde yazdığı eserlere de yansır. O yıllarda kaleme aldığı şiirlerini, “Örümcek Ağı” adında toplar ve kitap edebiyat çevrelerinde büyük yankı uyandırır. Necip Fazıl Kısakürek 1925 yılında Paris’ten yurda döner. O yıllarda bankacılık gözde bir meslektir. “Felemenk Bahr-i Sefid Bankası“nda çalışmakta olan Salih Zeki’nin ziyaretine gittiği bir gün, arkadaşının tavassutu ile aynı bankada işe başlar. Daha sonra kısa süelerle Osmanlı Bankası’nın Ceyhan, İstanbul ve Giresun şubelerinde çalışır. 1928-29 senelerinde de “Babıali” adlı eserinde Babıali’yi tafsilatlı şekilde anlatır. Bir neslin dirilişi Bohem hayatından bir “tesadüf” sonucu tanıştığı Abdulhakim Arvasi Hazretleri sayesinde kurtulan ve “Anladım işi, sanat Allah’ı aramakmış / Marifet bu gerisi çelik çomakmış” dizeleriyle kendini yeniden tanımlayan Necip Fazıl Kısakürekin yeniden dirilişi yalnız sanatına değil fikir hayatına da yansır. Sene 1934, bir akşam üstü, çalıştığı bankadan Boğaziçi’ndeki evine dönmek için bindiği “Şirket-i Hayriye” vapurunda karşısına oturan ve gözlerini ondan ayırmayan; o güne kadar hiç görmediği, bir daha da göremeyeceği “Hızır” tavırlı bir adam, ona, kainat çapında bir vaadin, Abdülhakim Arvasi Hazretleri’nin adresini verir. Sıcak bir ilkbahar günü, yanına ünlü ressam Abidin Dinoyu da alır ve Eyüp sırtlarına çıkar. Belki üç, belki beş saat süren o günkü temastan aldığı kelimeler üstü bir tesirle çarpılıp kalır ve bir daha bırakmamacasına o Büyük Zat’ın adeta eteklerine yapışır. “Allah dostunu gördüm, bundan altı yıl evvel; Bir akşamdı ki, zaman, donacak kadar güzel.” diye şiirinde tarif ettiği Arvasi Hazretleri’yle ilgili duygularını Necip Fazıl Kısakürek şöyle anlatır “Efendim! Benim Efendim! Benim, güzellerin güzeli Efendim! Vaktiyle keşke bu kadar zeki olmasaydın!’ buyurduğun adamın beynini, zerre zerre kıskaca alıp atom gibi çatlattıkları bu hengamede, eminim ki, her dem beraberimde, her an baş ucumdasın… Kaç milyon baba ve kaç milyon anne, senin milyarda birin eder? Sen benim böyle bir şeyimsin! Babamla anneme Allah’ın bana tattırdığı varlık şevkine vesile oldukları için bağlıysam, sana da, bu ölçünün ebedî hayat mikyasiyle perçinliyim… Düşünsünler farkı!..” Arvasi Hazretleri ile tanıştıktan sonra şiir poetikası da ciddi bir değişim geçirir. “Çile“yle birlikte şiiri hakikat arayışında bir araç olarak gördüğünün ipuçlarını veren şair, madde ve ruh ilişkisine, insanın iç âleminde kopan fırtınalara, evrenin gizemine değinir. Necip Fazıl Kısakürek’in evliliği Şiir ve oyun yazarlığının beraberinde kendisi gibi düşünen kitleleri, metaryalist akımların boy gösterdiği dergilerin tesirinden kurtarmak amacıyla 1936 yılında haftada bir yayımlanan “Ağaç” dergisini çıkarır. Celal Bayar’ın temin ettiği ilanlar yardımıyla çıkarılan “Ağaç” mecmuası, dönemin önde gelen entelektüellerini çatısı altında toplar. Büyük ruh çilesinin sahne destanı “Bir Adam Yaratmak” piyesine Necip Fazıl bu dönemde başlar ve 63 numaralı ocak idaresinin teftişini yapmak için gittiği Zonguldak’ta eserini tamamlar. 1941 senesinde ise Babanzade’lerden, Ahmed Naim Efendi’nin kuzeni Recai Bey’in kızı, Yahya Nüzhet Paşa’nın torunu, Fatma Neslihan Hanımefendi ile evlenir. İlk hapis cezası 1942 kışında, 45 günlüğüne Erzurum’a yeniden askere gönderilir. Burada yazdığı siyasi bir yazı sebebiyle mahkum olur ve 1943’te ilk hapis cezasını alarak 1 gün Sultanahmet Cezaevi’nde yatar. Aslında politikaya ve sosyal sahaya meyli, 1936’da başlar ve o yıldan 1943’e kadar geçen 7 yıl içinde, İslami temayülü “şahsi bir zevk ve saklı bir telkin” planında kaldığı için, ne devlet ne de basında kimsenin hedefi olmamıştır. Bu ilk hapis cezasının ardından ilerki yıllarda yine yazdığı yazılardan dolayı tam 9 defa daha hapse girer ve burada pekçok eserini kaleme alır. Necip Fazıl, 1943 yılında siyasi, fikri ve edebi mücadelesini işlediği “Büyük Doğu” dergisini yayımlar. Bu dergi aynı zamanda Fazıl’ın fildişi kulesinden agoraya indiğinin tam olarak belirdiği tarihtir. 1978’e kadar 35 sene boyunca yayımlanan “Büyük Doğu”, polemikleri, değişik alanlardaki yazıları, farklı çevrelerden yazarlarıyla Tük Basın Tarihi’nde ayrı bir konuma sahip olur. Konferanslar çığırı Necip Fazıl Kısakürek’in kurduğu aksiyon yalnız dergilerinde aksetmez, butün yurdu gezerek verdiği konferanslar o günün gençliğini peşinden süükler. Yazdığı şiirlerle, konferanslarıyla ve kaleme aldığı yazılarla işte bu büyük fikir adamı 21. yüzyıla damgasını vurur. 1963 İlkbaharında bir davet üzerine açılan “konferans çığırı” üzerinde evvela Salihli, İzmir, bir müddet sonra Erzurum, Van, daha sonra İzmit, Bursa ve 1964 yılının ilkbaharında da Konya, Adana, Maraş ve Tarsus’ta konferanslar verir. 1964’te Büyük Doğu’nun onbirinci devresini açar. Adnan Menderes’in aziz hatırası için kaleme aldığı ve derginin birinci sayısında neşrettiği “Zeybeğin Ölümü” şiirinden dolayı takibata uğrar. tarihli Büyük Doğu Dergisi’nde dönemin Başbakanı’nın Demirel kayıtlı olduğu Mason kütüğünün fotokopisini ilk defa olarak yayınlar. “İdeolocya Örgüsü” isimli eseri, “Mümin/Kafir” diyalogları ve siyasi içerikli yazıları sebebiyle suçlanır, sorgulanır ve yargılanır. Şairlerin Sultanı 1976’da, dergi-kitap şeklinde, 1980 yılına kadar 13 sayı süecek “Rapor”ları, 1978’de de Son Devre Büyük Doğu dergisini çıkarır. 26 Mayıs 1980’de Tük Edebiyat Vakfı tarafından “Şairler Sultanı” ve 1982 yılında yayınlanan “Batı Tefekküü ve İslam Tasavvufu” isimli eseri münasebetiyle de “Yılın Fikir ve Sanat Adamı” seçilir. 1981 yılının başlarında, görünen yüzüyle, “içinde 20 yıl müddetle bir protoplazma halinde yaşattığı İman ve İslam Atlası isimli eserini kalıba dökebilmek için”, bir daha çıkmamak üzere evine, hatta küçücük odasına kapanır. Yeni bir parti kurmak üzere bulunan ve ileride Devlet Başkanlığı’na kadar yükselecek olan Turgut Özal’ı, arzusu üzerine sık sık odasına kabul ederek fikirler not ettirir ve tavsiyelerde bulunur. MAYIS’TA VEDA ETTİ Ömrünün son günleri, Erenköy’deki evinde aynı “küçük oda”da, yine kesinleşip infaz safhasına gelmiş ve hayli ilerlemiş yaşına ve Adli Tıp raporlarına rağmen devrin Devlet Başkanı Kenan Evren tarafından af yetkisi kullanılmayarak bir tü infaz emri verilmiştir. yıllık mahkumiyeti yüzünden her an götüülme tehdidi altında, kitapları, yazıları, notları ve birtakım halis ve gerçek dostlarıyla mahzun sohbetler içinde geçer. Ve bir gece… Onun için daima sırlarla dolu Mayıs ayında bir gece yani 25 Mayıs 1983 günü yatağından doğrulup, elâ gözlerini pencereden dışarıya, derin karanlığa diker. Ne görüse pembeden daha kırmızı dudakları hafifçe kıpırdar ve “Demek böyle ölünürmüş!..” der… Necip Fazıl Kısakürek’in Vasiyeti 1- Bu vasiyet,çoluk-çoğumun ve şahsi yakınlarımın dar ve hususi kadrosundan ziyade,onların da içinde olduğu geniş ve umumi zümreyi muhatap tutuyor. Başta gerçek Tük’ün ruh köküne bağlı yeni gençlik,şu kadar yıllık mücadele hayatımda beni okumuş veya dinlemiş her fert, kısaca Allah ve Resulüne perçinli herkes…Onlara hitap ediyorum ve dileklerimin yerine getirilmesi için gerekli çalışmayı işte bu yeni gençliğe ısmarlıyorum! Eğer üzerilerinde bir hakkım varsa, Hesap Gününde tek tek seven ve İslam davasında bir hak sahibi olduğumu kabul eden herkese… 2- Fikir ve duyguda vasiyete lüzum görmüyorum. Bu bahiste bütün eserlerim,her kelime,cümle,mısra ve topyekün ifade tarzım bu kamusluk bütünü tek ve minicik bir daire içinde toplamak gerekirse söylenecek söz “Allah ve Resulü;başka her şey hiç ve batıl” demekten ibarettir. 3- “Büyük Doğu Yayınları” kitabevi kuruluncaya kadar şunun bunun neşrettiği eserlerim arasında mukaddes ölçülere karşı küçük ve hafif çapta laubali,dikkatsiz ve ciddiyetsiz,hümet ve haşyetten mahrum ve ne varsa – isterse nokta veya virgül olsun-onları reddediyor,malım olmaktan çıkarıyor ve bütün sorumluluğumu,bundan böyle kendi idare, murakabe ve firmam altında çıkaracağım eserlere bağlı Hak bana onları dünya gözüyle bütünleşmiş ve tamamlanmış gösterir,arkamdan gelecekler de bu örneklere göre devam ederler, virgül oynatmaktan bile çekinirler. İslama pazarlıksız ve sımsıkı bağlanmadan önceki şiirlerim ve yazılarım arasında hatta küfre kadar gidenler ise,çoktan beri eser çerçevem dışına çıkarıldığı,herbirinden ayrı ayrı istiğfar edildiği ve çöp tenekesine atıldığı için nereden nereye geldiğimi göstermekte bile kullanılmamalı ve onlarla müminleri benden çevirmek isteyeceklere -çok denenmiştir- şu cevap verilmelidir “Koca bile Allahın Resulünü öldümeye davranmış ve peşinden bütün sahabilerin,derecede ikincisi olmak gibi bir şerefe ona bu ilk davranışından ötüü sonradan dil uzatan olmuş mudur? Belki o noktadan bu noktaya gelmekte faziletlerin en büyüğü vardır.” Eserlerim mevzuunda vasiyetim kısaca şu İlk yazılarımdan birkaçı asla benim değil;sonrakiler de en dakik şeriat mihengine vurulduktan,yani nasip olursa tarafımdan bütünleştirildikten sonra benim…Bir kısmını şimdiden tamamlamış bulunduğum eserlerim üzerinde bu ölçüyü devam ettirmek ve en titiz murakabeyi südümek borcu ise,mirasçılarımın ve manevi mirasçım gençliğin… Ben öldükten sonra kim ve ne suretle eserlerimin üzerinde gizli bir tasarrufa kalkar da ölçüyü hafifçe bile olsa örselerse,tezgahını başına yıkınız! En büyük korkularımdan biri,nice müellifin başına geldiği gibi, ölümümden sonraki tahriflerdir. 4-Beni,ayrıca hususi vasiyetimde gösterdiğim gibi,İslami usullerin en incelerine riayetle gömünüz! Burada,umumi vasiyette de belirtilmesi gereken bir noktaya dokunmalıyım1935 yılında,Müşidim ve Kurtarıcım Esseyyid Abdülhakim Efendi Hazretlerine, bir yazımı yazı,kendilerini tanıdıktan sonraki dünya görüşüme ait olarak,zamanenin bize aykırı,meşhur bir gazetesinde çıkmıştı ve Tük’ün tarih muhasebesini İslami tafekkü noktası etrafında çerçeveliyordu. Yazıyı ellerine aldılar,kalem istediler ve üstüne öz elleriyle “altın ile yazılacak yazı” hususi zarfında duran bu kesilmiş makaleyi,bütün eserlerimin tasdiknamesi olarak kefenime iliştirsinler.. 5-Nasıl,nerede ve ne şekilde öleceğimi Allah imkan aleminde en küçük pay bulundukça,biricik dileğim Ankara’da Bağlum nahiyesindeki yalçın mezarlıkta,Şeyhimin civarına gelen yapılsın… 6-Cenazeme çiçek ve bando muzika gönderecek makam ve şahıslara uzaklığımız ve kimsenin böyle bir zahmete girişmeyeceği malum. Fakat bu hususta bir muziplik zuhur edecek olursa,ne yapılmak gerektiği de beni sevenlerce malum…Çiçekler çamura ve bando yüzgeri koğuşuna… 7-Cenazemde,namazıma durmayacaklardan hiç kimseyi istemiyorum! Nede,kim olursa olsun,kadın…Ve bilhassa,ölü simsarı cinsinden imam! Ve “bid’at” belirtici hiçbirşey!…Başucumda ne nutuk,ne şamata, ne medh,ne şu,ne bu…Sadece Fatiha ve Kur’an… 8-Mezarımda ilahi ve ulvi isim ve sıfatlardan ve benim beşeri ve süfli isim ve sıfatlarımdan hiçbir iz bulunmayacak…Mevlid de istemem! Onu,uhrevi rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur’an… 9-Şimdi sıra en büyük dileğimde…Müslümanlardan,Eğer bu davada hizmetim geçtiğine inanan varsa,şunları istiyorum Her ferdin,herhangi bir kifayet hesabına yanaşmaksızın,benim için “Necip Fazıl’ın kazaborcuna karşılık” niyeti ile bir günlük Beş vakitnamaz kılması ve yine birgün oruç tutması… Mevtanın ardından,onun için kaza namazı Şafii içtihadında caizdir ve aynı içtihat Hanefilerce de rahmettir. Her ferdin,en aşağı yüz Tevhid kelimesi okuyup sevabının mislini bana hediye etmesi…70 bine dolması lazım…Bir de,üzerimde hakkı olanların bunu Allah rızası için helal etmeleri… Ölünceye dek,üzerimdeki Allah ve kul haklarından mümkün olanını ödeyebilmek için elimden geldiği kadar cehdetmek azmindeysem dene olacağını,nereye,hangi noktaya varabileceğimi bilmiyorum ve yardımı müslümanlardan bekliyorum. “Şey’en lillah” tabiriyle bana Allah için bir şey veriniz !Yardımınızı esirgemeyiniz! 10-Allahı,Allah dostlarını ve düşmanlarını unutmayınız! Hele düşmanlarını!..Olanca sevgi ve nefretinizi bu iki kutup üzerinde toplayınız! 11-Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış divanesi olarak arada bir hatırlayınız! Türk edebiyatının en mühim şairlerinden birisi olan Necip Fazıl Kısakürek hakkında ne söylersek söyleyelim onu tam olarak izah etmiş sayılmayız. Zira Necip Fazıl Kısakürek gerek hayatı, gerek sanatçı kişiliği ve gerekse de hakkında yapılan yorumlar bakımından çok ilginç bir kişiliğe sahiptir. Necip Fazıl Kısakürek i anlamak için onu eserlerinden hareketle tanımak gerekir. Zira Necip Fazıl Kısakürek gibi şairler hayatını şiirinden hareketle yaşar ya da diğer bir ifadeyle şiiri hayatını yansıtır. Bugün Necip Fazıl Kısakürek siyasî tartışmaların merkezine çekilerek gerçek değerinin içi boşaltılıyor. Bir sanatçıyı gerçekten tanımak için onun ese3
MUHASEBE Ben artık ne şairim, ne fıkra muharriri Sadece, beyni zonk zonk sızlayanlardan biri!Bakmayın tozduğuma meşhur Bâbıâlide!Bulmuşum rahatımı ben de bir ne fahişesi oldum, ne zamparası!Bir vicdanın, bilemem, kaçtır hava parası?Evet kafam çatlıyor, gûya ulvi hastalık;Bendedir duymadığı dertlerde meydana düştüm, uçtu fil dişi kulem;Milyonlarca ayağın altında kaldı çile, dev gibi gelip çattı birden! Tos!Sen, cüce sanatkarlık, sana büsbütün paydos!Cemiyet ah cemiyet yok edilen ruhiyle;Ve cemiyet, cemiyet , yok eden güruhiyle...Çok var ki hınç bende fikirdir, fikirse hınç!Genç adam al silahını, iman tılsımlı kılınç !İşte bütün meselem, her meselenin başı,Ben bir genç arıyorum, gençlikle köprü başı!Tırnağı, en yırtıcı hayvanın pençesinden,Daha keskin eliyle, başını ensesinden,Ayırıp o genç adam uzansa yatağına;Yerleştirse başını iki diz kapağına,Soruverse Ben neyim ve bu hâl neyin nesi?Yetiş, yetiş , hey sonsuz varlık muhasebesi?Dışımda bir dünya var, zıpzıp gibi küçülen,İçimde homurtular, inanma diye gülen...İnanmıyorum, bana öğretilen tarihe !Sebep ne, mezardansa bu hayatı tercihe?Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!Üst kat Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,Orta kat Mavs oynayan annem ve âşıkları,Alt kat Kız kardeşimin Tamtamda kurtlu peynir gibi ortasından kestiğim;Buyrun ve maktaından seyredin işte evim !Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş !Kökü iffet , dalları taklit , meyvesi fuhuş...Rahminde cemiyetin, ben doğum sancısıyım !Mukaddes emanetin dönmez dâvâcısıyım!Zamanı kokutanlar mürteci diyor bana ;Yükseldik sanıyorlar , alçaldıkça korkunç daire ilk ve son nokta nerde?Bazı geriden gelen , yüz bin devir ilerde !Yeter senden çektiğim, ey tersi dönmüş ahmak!Bir saman kâğıdından, bütün iş kopya almak;Ve sonra kelimeler ; kutlu, mutlu , bastırdı devrim isimli çirkine mahküm, eskisi güzellerin;Allah kuluna hâkim , kulları heykellerin !Buluştururlar bizi, elbet bir gün hesapta;Lafını çok dinledik , şimdi iş inkılâpta !Bekleyin , görecektir , duranlar yürüyeni ;Sabredin gelecektir, dolmaz pörsümez yeni !Karayel , bir kıvırcım; simsiyah oldu ocak !Gün doğmakta , anneler ne zaman doğuracak ?UTANSIN Tohum saç, bitmezse toprak utansın!Hedefe varmayan mızrak utansın!Hey gidi küheylan koşmana bak sen !Çatlarsan, doğuran kısrak utansın !Eski çınar şimdi Noel ağacı;Dallarda iğreti yaparak utansın!Ustada kalırsa bu öksüz yapı,Onu sürdürmeyen çırak utansın!Ölümden ilerde varış dediğin,Geride ne varsa bırak utansın!Ey binbir tanede solmayan tek renk,Bayraklaşmıyorsan bayrak utansın!ŞARKIMIZ Kırılır da bir gün bütün dişliler,Döner şanlı şanlı çarkımız bir el yaşlı gözleri siler,Şenlenir evimiz barkımız kaybolur, çıkarız düze,Kavuşuruz sonu gelmez gündüze,Sapan taşlarının yanında füze,Başka âlemlerle farkımız dil, tarih, ahlak ve iman;Görürler nasılmış, neymiş kahraman!Yer ve gök su vermem dediği zaman,Her tarlayı sular arkımız nur yolu izde gideriz,Taş bağırda, sular dizde, gideriz,Bir gün akşam olur, biz de gideriz,Kalır dudaklarda şarkımız bizim...SERSERİ Yeryüzünde yalnız benim serseri,Yeryüzünde yalnız ben dünyada varsa bir yeri;Ben de bütün dünya benimdir gezdirdim hoyrat başımı,Aradım bir ömür dikecek yok mezar taşımı,Hâlime ben bile hayret ne dertidir ne de bahtiyar;Ne kendisine yâr, ne kimseye yâr,Bir rüya uğrunda ben diyâr diyâr,Gölgemin peşinden yürür giderim...BEKLENEN Ne hasta bekler sabahı,Ne taze ölüyü mezar,Ne de şeytan bir günahı,Seni beklediğim istemem gelmeni,Yokluğunda buldum seni;Bırak vehmimle gölgeni,Gelme, artık neye yarar?BEKLEYEN Sen, kaçan bir ürkek ceylânsın dağda,Ben peşine düşmüş bir canavarım !İstersen dünyayı çağır imdada ;Sen varsın dünyada, bir de ben varım !Seni korkutacak geçtiğin yollar,Arkandan gelecek hep ayak vücudunu belirsiz kollar,Enseni yakacak ateş odanda kış geceleri,İçin ürperdiği demler beni an !De ki Odur sarsan pencereleri,De ki Rüzgâr değil odur haykıran!Göğsümden havaya kattığım zehir ,Solduracak bir gül gibi ömrünü,Kaçıp dolaşsanda sen şehir, şehir,Bana kalacaksın yine son Kapanır yollar geriye;Ben mezarla sırdaş olur hayale işaret diye,Toprağında bir taş olur beklerim....GURBETDağda dolaşırken yakma kandili,Fersiz gözlerimi dağlama gurbet!Ne söylemez akan suların dili,Sessizlik içinde çağlama gurbet!Titrek parmağınla tutup tığınıAlnıma işleme kırışığını,Duvarda, emerek mum ışığınıBir veremli rengi bağlama gurbet!Gül büyütenlere mahsus hevesle,Renk renk dertlerimi gözümde besle!Yalnız annem gibi o ılık sesle,İçimde dövünüp ağlama gurbet!SAKARYA TÜRKÜSÜİnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;Bir yanda akan benim , öbür yanda iner yokuşlardan, hep basamak basamak;Benimse alın yazım, yokuşlarda şey akar, su , tarih, yıldız ,insan ve fikir;Oluklar çift; birinden nur akar; birinden demetlenmiş büyük ,küçük , kainat;Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat !Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;Çatlıyor , yırtınıyor yokuşu sökmek Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,Sırtına Sakaryanın Türk tarihi eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?Bu dava hor , bu dava öksüz , bu dava büyük !Ne ağır imtihandır, başındaki Sakarya !Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya ?İnsandır sanıyordum mukaddes yüke ki, sonunda ne rütbe var, ne de mal,Yalnız acı bir lokma, zehirde pişmiş aştan;Ve ayrılık anneden , vatandan , dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!Hani Yunus Emre ki kıyında geziyordu;Hani ardında çil çil kubbeler serpen ordu?Nerede kardeşlerin , cömert Nil, mert Tuna;Giden şanlı akıncı ne gün döner yurduna?Mermerlerin nabzında hâlâ çapar mı tekbir?Bulur mu deli rüzgâr o sedayı Allah bir !Bütün bunlar sendedir, bu grift bilmecelerSakarya kandillere katran döktü azabına eş, kayna kayna Sakarya,Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya !İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;Bir hayata çattık ki hayata kurmuş ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl !Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl !Sakarya , saf çocuğu , masum Anadolu'nun,Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun !Sen ve ben , göz yaşıyla ıslanmış hamurdanız;Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız !Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;Sen kıvrıl , ben gideyim, Son Peygamber kılavuz !Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;Yüz üstü çok süründün , ayağa kalk, Sakarya !ZİNDANDAN MEHMED’E MEKTUPZindan iki hece, Mehmed’im lâfta!Baba katiliyle baban bir safta!Bir de geri adam, boynunda yafta...Hâlimi düşünüp yanma Mehmed’im!Kavuşmak mı ? Belki... Daha ölmedim!Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,Kırmızı tuğlalar altı yol da tutuktur hapse düşeli...Git ve gel... Yüz adım… Bin yıllık ayak dayanır buna, ne tırnak!Bir âlem ki, gökler boru içinde!Akıl olmazların zoru üste sorular, soru içindeDüşün mü, konuş mu, sus mu, unut mu?Buradan insan mı çıkar, tabut mu?Bir idamlık Ali vardı, asıldı;Kaydını düştüler, mühür gitti, birkaç günlük kalan, boynu bükük ve sefil;Bahçeye diktiği üç beş karanfil...Müdür bey dert dinler, bugün “maruzat”Çatık kaş... Hükûmet dedikleri zat...Beni Allah tutmuş, kim eder azat?Anlamaz, yazısız, pulsuz, dilekçem...Anlamaz! Ruhuma geçti beş dedi mi, bir yırtıcı zil;Sayım var, maltada hizaya dizil!Tek yekûn içinde yazıl ve çizil!İnsanlar zindanda birer kemmiyet;Urbalarla kemik, mintanlarla ki bıçak, nâra ki tokat;Zift dolu gözlerde karanlık kat kat...Yalnız seccademin yüzünde şefkat;Beni kimsecikler okşamaz madem;Öp beni alnımdan, sen öp seccadem!Çaycı, getir, ilâç kokulu çaydan!Dakika düşelim, senelik paydan!Zindanda dakika farksızdır çayını zaman erisin;Köpük köpük, duman duman erisin!Peykeler, duvara mıhlı peykeler;Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler...Duvar, katil duvar, yolumu biçtin!Kanla dolu sünger... Beynimi içtin!Sükût... Kıvrım kıvrım uzaklık uzar;Tek nokta seçemez dünyadan mi acep, ölü ve mezar?Yeryüzü boşaldı, habersiz miyiz?Güneşe göç var da, kalan biz miyiz?Ses demir, su demir ve ekmek demir...İstersen demirde muhali kemir,Ne gelir ki elden, kader bu, emir...Garip pencerecik, küçük, daracık;Dünyaya kapalı, Allah’a dua, eller karıncalanmış;Yıldızlar avuçta, gök bir tarla, hep yoncalanmış...Bir soluk, bir tütsü, bir uçan buğu,İplik ki, incecik, örer rahmi zâhir, şu bizim koğuş;Karanlığında nur, yeniden doğuş...Sesler duymaktayım Davran ve boğuş!Sen bir devsin, yükü ağırdır devin!Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!Ölsek de sevinin, eve dönsek de!Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!Gün doğmuş, gün batmış ebet bizimdir!KALDIRIMLAR 1 Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;Yürüyorum , arkama bakmadan karanlığa saplanan noktasında ,Sanki beni bekleyen bir hayâl gökler kül rengi bulutlarla kapanık;Evlerin bacasını kolluyor cin uykuda , yalnız iki yoldaş uyanık;Biri benim, biri de serseri damla damla bir korku birikiyor;Sanıyorum her sokak başını kesmiş devler...Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi , çilekeş yalnızların annesi;Kaldırımlar , içimde yaşamış bir , duyulur ses kesilince sesi;Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta ;Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum !Aman sabah olmasın bu karanlık sokakta;Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum !Ben gideyim , yol gitsin , ben gideyim , yol gitsin ;İki yanımdan aksın bir sel gibi tak ayak sesimi aç köpekler işitsin;Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş sabahı göreyim, ne sabah görüneyim;Gündüzler size kalsın verin karanlıkları!Islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim;Örtün, üstüme örtün, serin gövdem taşlara boydan boya;Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu sokaklar kadar esrarlı bir uykuya,Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi....KAFİYELER Ne diye,Bu şuna,Şu, bunaKafiye?Başa taş,Aşa yaş,Hey'e ney,Tuhaf şey!KafiyeMantığı,O mantık!HediyeSandığı,Bu sandık!O mantık ,Bu sakta-Ta sandık,Ve yandık!Hendese, ,Kırkayak,Adese, dese;Tak, tak, tak!Mu-hak-kak!SorularSordular,Neden çok,Nasıl yok,Niçin var?SanatsızPapağan,Neden çok;Ve atsızKahraman,Niçin yok?Çok ve yok,Yok ve çok,Aç ve tok,Tok ve aç;Tut ve kaç! çok,Nasıl yok,Niçin var?Niçin'i,BoğarkenPiçini,YataktaBastılar, derkenNasıl yok,Niçin var?Bir varmış,Bir tekÖlmemek!Peygamber!Ne haber?Bir batanVar Vatan !Kandil loş,Ocak boşVe dağ dağElveda !Gitme kal!Nefes al !Emir tez,Bekletmez !Ve o nurBulunur !İşte iz !Geliniz !Toprak post,Allah dost ....
Oluşturulma Tarihi Mayıs 19, 2020 0228Türk edebiyatına damga vuran sayısız şair biliniyor. Bunlardan bir kısmı yarattığı eserlerle günümüzde bile etkilerini sürdürmeyi başarmış durumda. Necip Fazıl Kısakürek de etki bırakan bu şairler arasındadır. Peki, bu şairin hayatı nasıl geçmiştir? Sizler için Necip Fazıl'ın hayatını ve eserlerini Fazıl Kısakürek, Türk edebiyatına iz bırakmayı başarmış; şair, romancı ve oyun yazarıdır. 1925 ile 1983 yılları arasında etkin bir biçimde edebiyatla uğraşan yazar bu alanda çok sayıda eser ortaya çıkarmıştır. Necip Fazıl Kısakürek Kimdir? Necip Fazıl Kısakürek, takvim yaprakları 1904 senesini gösterdiği bir dönemde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Maraşlı bir ailenin oğlu olan şairin babası bir hukukçu, annesi ise Girit Ensarlarından birinin kızıdır. Necip Fazıl Kısakürek, ailenin tek çocuğudur ve ismini de babasının dedesi Necip Efendi’den almıştır. Necip Fazıl Kısakürek Kısaca Hayatı Necip Fazıl Kısakürek, zor sayılabilecek bir çocukluk geçirmiştir. Kız kardeşi daha küçük yaşlarda vefat eden şairin bu yılları neredeyse tamamı dedesinin Çemberlitaş’taki konağında geçmiştir. Kısakürek, İstanbul’da Bahriye Mektebi’ne giderken şiirle ilgilenmeye başlamıştır. İstanbul işgal edildikten sonra da annesiyle beraber Erzurum’daki akrabalarının yanına gitti. 1934 yılına gelindiğinde şairin yaşamında büyük değişiklikler oldu. Kendisi bu dönemde Nakşi şeyhi Abdülhakim Arvasi ile tanıştı. Bu şeyh ile yaptığı konuşmalarda da ciddi düşünce dönüşümleri yaşadı. Bu noktadan sonra da şairin eserlerinde tasavvufi detaylar görülmeye başladı. Bu fikirlerle uzunca süre şiir yazan Kısakürek, 1941 senesinde Fatma Neslihan Balaban ile bir izdivaç yaptı. Bu evlilikten de; Mehmet, Ömer, Ayşe, Osman ve Zeynep isimlerinde beş tane çocuğu oldu. Necip Fazıl Kısakürek, evlendikten 1 sene sonra askerlik yapmak için 45 günlüğüne Erzurum’a gönderildi. Burada da yazmaya devam eden şair, siyasi içerikli bir eser kaleme aldı. Bu yazı sebebiyle de mahkum edildi ve hapis yatmak üzere Sultanahmet Cezaevi’ne gönderildi. Şairin hapis yattığı tek süre ise bununla sınırlı kalmadı. Bu bağlamda, kendisi 1960 darbesi sonrasında evinden alındı ve yaklaşık 4 ay Balmumcu Garnizonunda kaldı. Basın affı gelince tahliye edildi ancak Atatürk’e hakaret suçu işlediği iddiasıyla tekrar tutuklandı. Bundan sonra da yaklaşık 13 ay kadar cezaevinde kaldı. Yaşamı boyunca çok sayıda eser veren ve ödüle layık görülen Necip Fazıl Kısakürek, 25 Mayıs 1983 tarihinde hayata veda etti. Necip Fazıl Kısakürek Eserleri Kitapları Necip Fazıl Kısakürek, daha çocuk sayılabilecek bir yaşta şiir yazmaya başlamıştır. Şairin ilk şiir kitabının kendisi henüz 17 yaşındayken yayınlandığı bilinir. Hatta bu şiirler Milli Eğitim Bakanlığı ders kitaplarına da eklenmiştir. Necip Fazıl’ı üne kavuşturan ilk kitapları ise; Örümcek Ağı 1925, Kaldırımlar 1928 ve Ben ve Ötesi 1932 olarak sıralanabilir. Bunun dışında bilinen diğer eserleri ise; Bir Adam Yaratmak, Son Devrin Din Mazlumları, Çile ve Aynadaki Yalan’dır. Necip Fazıl Kısakürek Sözleri Üç günlük dünya için gayret üstüne gayret, ebedi bir yaşam için gayret yok hayret. Yalnızım diye üzülmüyorum çünkü biliyorum, yalnız insanın ihanet edeni de olmaz. İçimizde bu kadar perişan hale getirilmeseydik; dışımızda bu kadar hürmetsizliğe uğramayacaktık. İnsanın sevdiğini kaybetmesi, dişini kaybetmesi kadar ilginçtir. Acısını o an yaşar, yokluğunu ömür boyu. Necip Fazıl Kısakürek Şiirleri Necip Fazıl, yaşamı boyunca çok sayıda şiir yazmıştır ve bunu kitaplarında birleştirmiştir. “Ne hasta bekler sabahı, ne taze ölüyü mezar.” Dizeleri şairin Beklenen isimli şiirinin ünlü dizelerdir. Necip Fazıl Kısakürek’e ait olan diğer şiirler ise aşağıdaki şekilde sıralanmaktadır. - Sakarya Türküsü - Kaldırımlar - Anneciğim - Zindandan Mehmed’e Mektup - Aç Kapıyı - Canım İstanbul - Çile - Ağlayan Çocuklar - Veda - Aynalar - Gençliğe Hitabe - Allah Derim - Ölünün Odası - Allah Diyene - Babadan Oğula - Anneme
necip fazıl kısakürek hayatı sunum